Tüketici Dostu Dergisi|Perşembe, Aralık 14, 2017
Buradasınız Home » Dosya » Korunan bir Tüketici aynı zamanda iyi bir üreticiyi yaratır!
  • Bizi takip edin !

Korunan bir Tüketici aynı zamanda iyi bir üreticiyi yaratır! 

DSC_0580

ŞÜKRAN EROĞLU: “Korunan bir Tüketici aynı zamanda iyi bir üreticiyi yaratır.”

 

TÜKODER’in faaliyetleri nelerdir?

TÜKODER, 1990 yılında İstanbul’da kuruldu. Kurucu Başkanı Ayşe Akman’dır. Sonrasında da kamuya mal olan, tanınan bir isim olan rahmetli Mehmet Sevim, TÜKODER’in Başkanlığını sürdürmüştür. Mehmet Sevim 2005 yılında vefat ettikten sonra, Tüketici Hareketini savunmaya ve Tüketicinin Hakları için mücadele etmeye bizler devam ettik. Tüketici Haklarının Korunması hakkındaki kanun, TÜKODER kurulduktan sonra, 1995 yılında çıkmıştır. Tüketici Haklarının evrensel boyutundan ve Tüketicinin Hakları olduğundan bahseden bir dernek, daha kanunun olmadığı yıllarda, Türkiye’de böylelikle kurulmuştur. 1998 yılında Bakanlar Kurulu Kararı ile Kamu Yararına Çalışan Dernek statüsünü alan TÜKODER, şu anda kamu yararına çalışan Tüketici derneklerinden birisidir. TÜKODER, TÜDEF’in (Tüketici Dernekleri Federasyonu) ve Uluslararası Tüketiciler Birliği’nin üyesidir. TÜKODER’in, Türkiye genelinde 52 Şubesi ve otuz bini aşan üyesi mevcuttur.

TÜKODER; İstanbul Büyük Şehir Belediyesinin yaptığı ulaşım zamlarından, köprünün özelleştirilmesine kadar; köprülerden alınan geçiş ücretlerinin kaldırılmasından, Tüketicinin zararına olarak imal edilen ve seri halde imalat hatası olduğu tespit edilen malların toplatılmasına kadar her konuda dava açmaktadır, basın açıklaması yapmaktadır ve eylem gerçekleştirmektedir. TÜKODER olarak, bir yandan Tüketicilerin münferit şikayetlerini alırken, diğer taraftan da Türkiye’deki bütün Tüketicileri ilgilendiren konularda da hareket halindeyiz.

İstanbul’da 12 ilçede şubesi olan TÜKODER’in genel merkezi, Kadıköy’de bulunmaktadır. Tüketiciler bize ulaşarak, ellerinde yazılı bir delil olması açısından, ihtarname çekebilirler. Satıcı yazılı ihtarnameye uymaz ise, Tüketiciler oturdukları yerdeki kaymakamlığa giderek, hakem heyetine bir dilekçe verebilirler. Tüketiciler, ürünün değiştirilmesini, paralarının geri iadesini, ürünlerinin ücretsiz olarak onarılmasını veya da ayıp olan bedelden indirimi talep etmek istediklerini belirtebilirler. Hakem heyeti 10-15 gün içerisinde bir toplantı yapar. Teknik bir konu ise de, ürünü bilirkişiye gönderir. Dolayısıyla bilirkişiden gelen rapor doğrultusunda da bir karar yazılır. Bu kararların 1.031.84TL’ye kadar olanı, karşı taraf itiraz etmediği takdirde kesin alınmaktadır. 1.031.84 TL. ye kadar olan kararlar mahkeme kararı hükmündedir. İlgili karar, direkt olarak mahkeme kararı gibi icraya konabilir. Eğer itiraz gelirse de, Tüketici Mahkemesine başvurulmaktadır. Tüketici Mahkemesi de karar verir. Normal bir dava açıldığında ve Tüketici Mahkemelerinde de harç ödenmez. Tüketici hakkını aramayı kafasına koyar ise, onun önüne geçerek ona yol gösterecek mekanizmalar çok fazladır.

Tüketici Haklarınızı korumak adına yaptığınız ve yapacağınız bütün işlemler ücretsiz gerçekleştirilmektedir. Herhangi bir harcama yapmadan Tüketiciler haklarını arayabilirler ve tüm istatistiklere bakıldığında da, tüm işlemler % 90-95 Tüketici lehine sonuçlanmaktadır…

Sizce Tüketici şu anda bilinçli mi?

Türkiye’de giderek gelişen bir Tüketici bilinci mevcut. Fakat yeterli değil çünkü Tüketiciler Türkiye’de hak arama yollarını bilmiyorlar. Haklarını aramak istiyorlar fakat nereye gideceklerini ve kime başvuracaklarını bilmiyorlar. Halbuki Tüketici alanında hak arama yolu aslında çok kısa ve net.

Diyelim ki, ayıplı olan bir cep telefonu ürünü aldınız. Bir süre sonra da bozulmaya başladı. Satıcıya müracaat ettiniz ve telefonun arızalı olduğunu söylediniz. Satıcı da, ürünün servise gönderilmesini belirtti. Burada önemli olan ayrıntı, Tüketicinin onarım istemediğini belirtmesi ve yazdırmasıdır. Aksi takdirde, rıza alınmadan, ürün onarılmaktadır. O zaman da, Tüketicinin korunması hakkındaki kanunda yer alan ve size tanınan özel ücretsiz onarım hakkını kullanmış oluyorsunuz. Dolayısıyla, Tüketicinin burada çok bilinçli davranması gerekiyor.

Tüketicinin, onarım istemediğini ve arızanın tespit edilmesini istediğini  servise belirtmesi gerekiyor. 30 gün içinde çıkan bütün arızalarda, Tüketici satıcıya gitmelidir ve onarım istemediğini söylemelidir. Örneğin; giyim eşyasında da; bir sökülme, yırtılma ya da kaçma olduğu takdirde, satıcıya müracaat edilir. Paranın geri verilmesini, malın değiştirilmesini ve ücretsiz olarak onarımını da isteyebilirsiniz. Ayıp bedeli kadar da, ödediğiniz ücretten indirim yapılmasını da isteyebilirsiniz. Kanunun Tüketiciye tanıdığı birçok hak mevcuttur. Bunlardan herhangi birini kullanmak da, Tüketicinin tercihidir ve hakkıdır. Talep ettiklerinizi, satıcının yapmadığını varsayarsak, ilk etapta “ihtar etmek” şeklinde kanunda da yer aldığı üzere; satıcıya yazılı ihtar iletebilirsiniz ve oturduğunuz ya da satıcının bulunduğu yerdeki hakem heyetine de gidebilirsiniz…

Kanunda, Tüketicilerin haklarına yönelik, ne gibi eksiklikler söz konusu? Devlet bu konu hakkında neler yapmalı?

Kanunda birçok konuda, Tüketici Hakları korundu. Ayıplı mallar ve hizmetler, sözleşmelerdeki haksız şartlar, taksitli satışlar ve İnternet üzerinden ya da telefonda yapılan sözleşmeler, paket turlar, devre mülkler, devre tatiller ve gayrimenkuller gibi konular dahil olmak üzere; kanunlarda Tüketicinin alanı çok geniştir. Tüketicinin korunması hakkındaki kanunda belirtildiği üzere; eğer taraflardan biri Tüketici ise, o zaman sorunların hepsi Tüketici Hakem Heyetlerinde ve mahkemelerde halledilir. Tüketicinin hak arama alanı çok net olduğu için, hareket etme hızı diğer davalardan çok daha fazladır.

Tüketicinin korunmasına ilişkin kanunlarda, uygulama sorunları yaşanıyor mu?

Her kanunda olduğu gibi, Türkiye’de bu kanunları uygulamada çok ciddi sorunlar var. Devlet, Derneklere hiçbir şekilde destek olmamaktadır. TÜKODER, sadece üye aidatları ve bağışlar ile ayakta durabilen bir dernektir. Çoğunlukla da, üyelerinin ve yöneticilerin katkıları ile işleyişini sürdürebilmektedir, çünkü başka bir geliri bulunmamaktadır.  TÜKODER, Siyasi Partiler ile birlikte hiçbir zaman ortak hareket etmeyen, hiçbir ticari şirketten reklam almayan, sponsor kullanmayan tamamen bağımsız bir dernektir. Dolayısıyla geliri çok azdır ve de buna karşın gideri çok fazladır. TÜKODER, en başından beri, %100 Devlet desteğinin olması gereğini ifade etmektedir. 1995 yılında, kanunda bu konu mevcuttu. Şirket kuruluşlarında, binde bir kadar bedel kesilip, bu bir fona aktarılıyordu. O fondan da Tüketici Dernekleri’ne destek olunacağı söyleniyordu. Fakat bu sadece sözde kalmıştır. TÜKODER, kamu yararına çalışan bir dernek olduğu halde, Devletten hiçbir şekilde destek alamamaktadır.

Uygulama sorunlarını örneklendirir misiniz?

Devlet, uygulamada kurullarını yeterince güçlendirmemektedir. Örneğin; Hakem Heyetlerinde, mekan ve kadro açısından sorunlar mevcut. Hakem Heyetlerine gelen şikayetler gerçekten çok fazla. Dolayısıyla orada bir tıkanma söz konusu… Hakem Heyetleri çok ciddi sorunlar yaşıyor. Mahkemeler çok az. Mahkemeler arasında da, bazen karar farklılıkları yaşanıyor.

Örneğin; bankalar ile ilgili olan bölümde çok ciddi sorunlar mevcut. Bankalar, hizmet veren kuruluşlar olarak, Tüketici Haklarını hiç tanımayan ve en fazla ihlal eden kurumlardır. Örneğin; bankalar tarafından, kredi kartlarından yıllık aidat alınıyor. Bu konuda, biz Dernekler olarak ihtarnameleri çektik. Bankalar, hiçbir şekilde o paraları iade etmediler. İnsanlar Hakem Heyetlerine gittiler. Hakem Heyetleri, bu paraların iadesine karar verdi.  Hakem Heyetleri; “Sözleşmeye sadece Tüketicinin aleyhine olarak bu maddeyi koyamazsınız. Ayrıca daha sonra çıkan banka kartları ve kredi kartları kanunu var. Orada da yıllık aidat diye bir bedelden bahsedilmiyor. Alınacak bedeller belli.” dediler.  Buna rağmen bankalar almaya devam ettiler. Tüketici Hakem Heyeti bu paraların iadesine karar verdi. İtiraz ettiler, mahkemeler yine iadesinin doğru olduğu yönünde o kararları tasdik etti. Yargıtay’a gittiler, Yargıtay da aynı şekilde; “O paralar iade edilmeli.” yönünde karar verdi. Fakat dönüp bakıldığında, bankaların halen bedel almaya devam ettikleri görülüyor.

Şu anda Türkiye’de, 48 milyona yakın banka kartı ve kredi kartı kullanıcısı mevcut. Kullanıcı rakamları ele alındığında ve bunlar belirli yıllık aidatlar ile çarpıldığında, ortaya çıkan rakamlar  ile bankaların cebine giden haksız kazancı tespit etmek çok kolay. Fakat bu konuda onları durdurabilecek bir mekanizma hala kurulamamıştır. Örneğin; Banka ve Sigorta Mevduatı  Vergisi, bankanın ödemesi gereken bir vergi iken, bu bile Tüketiciye yükleniyor. Türkiye’de, banka ile Tüketici ilişkisinde maalesef kanun da yeterli olmuyor. Kanun ile halledilemiyor. Onun için Tüketici gerçekten mağdur ediliyor. Devletin verdiği hizmetlere döndüğümüz zaman da, Devletin saldığı vergilerin inanılmaz ağır olduğunu düşünüyoruz. Türk Tüketicileri, şu anda %68 oran ile Dünyadaki en yüksek vergiyi ödeyenler arasında yer alıyor. Bunun, Devletimizin Tüketiciye yaptığı ayıplı bir hizmet olduğunu düşünüyoruz. Devletimiz maalesef, Tüketiciden yüksek oranda vergi alıyor. Bu konuda da geri adım atmaya niyetinin olmadığını düşünüyoruz.  Bu kadar çok tepki duyulmasına, tepki verilmesine ve dillendirilmesine rağmen, bu anlamda Devletimizin hiçbir adım atmaması çok üzücü bir durum.

Aynı şekilde Belediyelerin verdiği hizmetlerde de, birçok sorunlar mevcut. Örneğin; ulaşım, içecek su, barınma, eğitim, sağlık ve benzeri konular; evrensel Tüketici hakları ve Tüketicilerin temel gereksinimlerinin karşılanması hakkı içerisinde bulunan, temel gereksinimler arasında yer alıyor.

Bütün bu benzeri konuları Devletin karşılaması gerekmektedir. Türkiye’de çok pahalı olan ulaşımın, aslında kamusal bir hizmet olarak algılanması gerekir. Fakat bizde maalesef kar elde edilebilecek bir alan olarak algılanıyor. Avrupa ve Amerika’ya göre, elektrik, su ve doğalgaz da dahil olmak üzere, çok ciddi paralar ödüyoruz. Örneğin; TÜKODER olarak, özellikle akaryakıt zamlarına karşı da birçok eylem yaptık ve basın da destek oldu. Fakat değişen hiçbir şey olmadı. Dolayısıyla bu tarz mağduriyetleri aşmak, bu Ülkede giderek zorlaşıyor. Açıkçası, işimiz giderek daha çok zorlaşıyor.

Türkiye’de çok ciddi sorun yaşanan alanlardan bir tanesi de gıda…

Gıda, çok denetimsiz ve Tüketicinin ne yapacağını bilmediği bir alan. TÜKODER olarak, Tüketicilere bilinçli olmaktan bahsediyoruz. “Alışveriş yaparken fiyatlara bakın. Etiketleri kontrol edin. İçindekilere bakın. Alırken, son kullanma tarihlerini ve raf ömürlerini kontrol edin. Kişisel olarak yapabileceğiniz şeyleri yapın.” diyoruz. Fakat bir Tüketicinin herhangi bir gıda maddesini eline alıp baktığı zaman, GDO’nun türevi olan bir maddenin varlığını anlaması mümkün değil. Anlasa da, Tüketicinin yapabileceği bir şey olamıyor…

Hormanlar, tarım ilaçları, nişasta bazlı şekerler, früktozlar içeren gıdalar.. Televizyon aylardır bağırıyor. Früktozlar ve nişasta bazlı şekerlerin çok zararlı olduğunu belirtiyorlar. Bilim adamları, ileride çok ciddi şekilde kanser ve diyabet patlaması olacağı yönünde, inanılmaz açıklamalar yapıyorlar. Peki, konuya ilişkin neler yapılıyor? Sağlık Bakanlığı bir şura yapmıştır ve sonucunda da hiçbir şey çıkmamıştır.

Peki, Tüketici ne yapacak?

Bu Ülkede GDO’nun türevi olan bir sürü madde dolaşmaktadır. Bunların yasallaştırılmaması gerekir. Birçok Ülke, bu tarz ürünlerin kendi Ülkesine girmesini yasaklamıştır. Türkiye’de neden yasaklanamadığını açıkçası anlayamıyoruz.

TÜKODER  Genel Başkanı olarak, bunu birçok yerde dile getiriyorum; “Siz sigaraya karşı bu kadar duyarlısınız. Sigara, içen insana zarar veren çok büyük bir madde. Bunun haricinde çevresel zararları da var. Devlet olarak, alkol konusunda da kıyametleri koparıyorsunuz. İyi de, alkolün içen şahıstan başka hiç kimseye zararı yok. Siz öteki tarafta, halkın sağlığını bu kadar tehdit eden, bilim insanlarının bu kadar zararlı olduğunu belirttiği maddeler için niye önlem almıyorsunuz ve denetim yapmıyorsunuz? Neden nişasta şekerini ve früktozu yasaklamıyorsunuz? Neden GDO’nun Türkiye’ye girişini yasaklamıyorsunuz?”

Sigaranın zararları, 40-50 sene sonra anlaşıldı…

İlk sigara içildiği zaman inanılmaz reklamlar yapılıyordu. Fakat 40-50 yıl sonra ne kadar zararlı bir madde olduğu anlaşıldı. Bu neden gıda için yapılmıyor? İleride ne olacağı belli olmayan, ileride kansere yol açacağı 100% belli olan nişasta bazlı, frükozlu ve GDO’lu ürünler neden yasaklanmıyor?

Devlet, Halkının sağlığını, Ülkesinin ve çocuklarının da geleceğini düşünmüyorsa, “Halktan ve Tüketicinin yararlarından ve Sosyal Devlet olma özelliğinden giderek uzaklaşıyor.” demektir.

Özellikle tekrar vurgulamak gerekir; “Gıda alanı çok önemli, çünkü bizler Yaşamak için gıda almak zorundayız.”  Eğer gıdaları yiyemez isek, bu sefer sağlık sorunlarımız başlar. Gıda alanında önlem alınmaz ise, bu Ülke çok ciddi bir sağlık sürecine girecektir. Bilim insanlarının söylediğine göre; 5-10 yıl sonra, her beş kişinin dördünde kanser görülecek. Bu gerçekten çok korkutucu bir rakam. Fakat maalesef bu alanda alınan herhangi bir önlem şu anda yok…

Tüketiciler, haksızlıklar karşısında yeterince kendilerini savunuyorlar mı? Ne yapmaları gerektiğinin yeterince farkındalar mı?

Maalesef değiller. Bizim Ülkemizde şöyle bir sıkıntı var; insanlar maalesef bir kamuoyu bilinci oluşturma alışkanlığına sahip değiller. Bizler ne kadar dile getirsek, üzerine düşsek ve bu anlamda hareket yaratsak da, bu yeterince bütün topluma yayılan bir hareket olamıyor.

Çünkü bizim insanımızda geçmişten bu yana, her alanda olduğu gibi, kamuoyu yaratmak bilinci bir türlü oluşamadı. Kadınlar olarak, kadın alanında ve şiddet konusunda, bu işi biraz daha fazla başarabildik. Fakat o alanda da çok fazla yol alınamadı. Dilendiriliyor fakat dillendirildiği kadarı ile kalıyor.

Tüketiciler maalesef seslerini çıkartmıyorlar. Bu Ülkenin 1980 sonrasındaki oluşumunda; çok da fazla sorgulayan, soran, neden ile niçin ilişkisini kurmaya çalışan insan tipi ortadan kaldırılmaya çalışılmıştır. Bir  anlamda bu da başarıldığı için, hareket etmek ve toplumu harekete geçirmek giderek güçleşiyor.

Tüketiciler açısından, yazılı ve görsel medyada ne gibi  EKSİKLİKLER söz konusu?

Medyanın bu anlamda çok duyarlı davrandığını düşünmüyorum. Yıllardır bu konuda bir çok öneride bulunuyoruz. Hafta içerisinde belli programlarda, ya da tek bir programda, Tüketicinin bilinçlendirildiği, Tüketici Haklarının anlatıldığı ve Ülkede olanların tartışıldığı bir program olmalıdır. Bunu hep söylüyoruz. Görsel Medya başta olmak üzere, bütün Medyanın bu konuda çok duyarlı davranması gerekir. Çünkü artık herkesin evlerinde bulunan televizyon Türk Halkı için bir eğlence unsuru ve ekonomik şartlar içerisinde televizyon bir bağımlılık yaratmış durumda…

Hepimiz birer Tüketiciyiz. Çok geniş bir kavram çünkü Cumhurbaşkanı da Çankaya’dan çıktığı zaman bir Tüketici ve herkes de mesleğinin dışında birer Tüketici… “Ben Tüketici değilim.” şeklinde kimsenin bir tanımlaması olamaz. Dolayısıyla, Hepimizin bu konuda tepki vermesi gerekiyor.

Hükümetin, Tüketiciler için neler yapması gerektiğini maddeler misiniz?

Öncelikle, Devletin sosyal bir Devlet olma düşüncesi ile kendisini oluşturması gerekir. Halkına ucuz, kaliteli, güvenilir hizmet ve mal sunulması için ortam yaratmalıdır. Bütün yasalardaki boşlukları doldurarak, özellikle de denetim konusunda çok ciddi önlemler almalıdır. Çünkü bu Ülkenin en büyük eksiği denetimdir. Bir Yasa çıkardığınızda, o yasanın altyapısını hazırlamadığınız zaman, o Yasanın ayaklarından bir tanesi sallanır. Dolayısıyla da, hiçbir zaman istenileni elde edemezsiniz. Bu yüzden yasayı oluşturacak şekilde bir altyapı hazırlanması şarttır.

Hükümet ise, Halkın üzerinde vergi yükünü azaltmalıdır. Bu Ülkede alınan vergiler çok yüksektir. Bu Ülkede Halk, bir mal alırken bile vergi mükellefi haline getirilmektedir. Örneğin; akaryakıt alırken de vergi mükellefi gibi vergi ödeniyor. Geçenlerde yaptığımız bir araştırmaya göre, 2009 yılında Tüketicilerin akaryakıta ödedikleri vergi ile kurumlar vergisinin aynı rakamda olduğu ortaya çıktı; hatta Tüketicilerin ödediği rakam daha fazla idi.
Türkiye’de, sosyallik ve adalet kavramının düşüşe geçtiğini mi düşünüyorsunuz?

Kurumlar trilyonlar kazanırken, Tüketiciler kadar vergi ödüyorlar. Bunun çok adaletsiz bir vergi sistemi olduğunu düşünüyoruz. Bu yıllardır Türkiye’de dile getirilen bir konu fakat bu konuda Hükümetler hiçbir önlem almıyorlar, çünkü politika üretemiyorlar ve iş istihdamı yaratamıyorlar. Hükümet, Tarım Politikalarını yanlış yaptıkları için, Tarım bitmiştir ve Hayvancılık Politikası üretmedikleri için de, Hayvancılık bitmiştir. Sonrasında ise her şeyi dışarıdan ithal eden, dışarıya bağımlı bir Ülke haline getirildik. Kendi öz değerlerimiz ile varlıklarımız yok edilmiştir ve giderek de yok edilmektedir. Durmadan yeni tesisler ve yollar yapılmaktadır. Bu yollar nedeni ile de çevre ve özellikle de ormanlar katledilmektedir. Biyolojik çeşitlilik de yok edilmektedir. Dolayısı ile bu Ülkenin de geleceği yok edilmektedir. Hükümet bunları durdurmalıdır. Örneğin; “Elektrik santrallerine ne kadar tepki gösteriliyor fakat kimse dinlemiyor.”

Ormanların azalıyor olması, çevre için gerçekten tehlike oluşturuyor…

Karadeniz’e gittiğimde, yapılan orman katliamını görünce içim acıyor. O yolları açmak için, o yüzyıllık ağaçlar hiç acımadan biçiliyor. Bugün için su ihtiyacımız belki karşılanıyor fakat yarın bu Ülkede soluyacak hava bulamayacağız. Çarpık şehirleşme yüzünden bütün dereler yok edilmiştir. En ufak bir yağışta, bu şehri seller basmaktadır… Eskiden İstanbul’da sel diye bir şey olmazdı. Yanlış yapılanma, yanlış inşaat ve yanlış yol doğrultusundaki yanlış hesaplamanın bedelini bizler ödüyoruz. Çünkü o paralar bizim cebimizden çıkıyor. Ödediğimiz vergiler ile zararlar yerine konuluyor. Dolayısı ile Hükümet; vergi yükünü azaltmalı, işsizliği bitirmeli, iş alanları yaratmalı, yeniden tarım politikaları oluşturmalı, hayvancılığı doğru şekilde teşvik etmeli ve Tüketici ihlallerinin önüne geçebilmek için; sermaye ve para gruplarının değil, Tüketicinin korunması gerektiğini öğrenmeli. Tüketicinin korunması hakkındaki kanun der ki; “Burada ekonomik olarak güçsüz olan Tüketicidir.” Onun içinde, Tüketicinin korunması gerekir. Kanun bu amaç ile çıkmıştır.

Tüketici Dostu olması için, Hükümete neler önerir siniz?

Tüketici Dostu olabilmek için, önce korunması gerekenin Tüketici olduğunun idrak edilmesi ve bu anlamda adımlar atılması gerekiyor. Korunan bir Tüketici aynı zamanda iyi bir üreticiyi yaratır çünkü Tüketici, haklarını bilirse ve savunursa, o zaman da üretim düzelecektir. Tüketici ucuz, kaliteli, hijyen ve sağlam mallar talep edecektir. Üretici de, Tüketici talebi doğrultusunda kendisini ayarlayacaktır ve üretimini de ona göre yapacaktır. Bu bir arz ve talep meselesidir. Tüketici korunduğunda üretici de sağlamlaştırılmaktadır.

TÜKETİCİLER, HAKKINIZI ARAYIN!!..

Bir mal aldığınız andan itibaren, 30 gün içerisinde ürünün ayıbı çıktığında önce satıcıyı ihtar edebilirsiniz.

TÜKODER’e başvurarak yazılı ihtar çekebilirsiniz ya da TÜKODER’den danışma hizmeti alabilirsiniz.

Hakem heyetine gidebilirsiniz.

Satıcıdan itiraz gelmez ise, satıcıyı icraya verebilirsiniz.

Satıcı itiraz ederse Tüketici Mahkemesine gidebilirsiniz.
Satın aldığınız tarihten itibaren 2 yıl içerisinde, o malda ayıp çıkar ise, o zaman da o mal ücretsiz tamir edilmek zorunda.

Satın aldığınız tarihten itibaren 1 yıl içerisinde, aynı mal iki kere ayıplı gittiği takdirde, bedelinin iade edilmesini, değiştirilmesini ve ayıp oranında bedelden indirim hakkı talep edebilirsiniz. Farklı  arızalarda , garanti süresi içinde, 3 defadan fazla olsa da aynı haklara sahipsiniz. Çünkü o ürün artık ayıplı mal kabul ediliyor.

Sağlık, Otel ya da herhangi bir sektörden hizmet aldıysanız ve hizmetlerden dolayı zarar gördüyseniz, 30 gün içerisinde bir ihtarname gönderebilirsiniz. Hizmetin Bedelini, aynı hizmeti tekrar almayı ve ayıp yaptıkları bölüm kadarının iadesini talep edebilirsiniz.

Bankalarla sözleşme imzaladığınızda ve aleyhinizde bir şart gördüğünüzde, “… şartının hükümsüz olmasını talep ediyorum.” diyerek ihtarname gönderebilirsiniz. Yapılmadığı takdirde, Hakem Heyetine gidebilirsiniz.

Bir malınız servise gittiğinde ve onarılma süresi Pazar günleri hariç olmak üzere 30 iş gününü geçtiğinde, Hakem
Heyetine gidip, ürünün değiştirilmesini ve ürünün para iadesini talep edebilirsiniz.

Internet üzerinden sözleşme yaptığınızda, ürün 30 gün içerisinde size teslim edilmek zorunda ve 10 gün içerisinde ürünü almaktan vazgeçebilirsiniz.

Kapıda gerçekleşen satışlarda, 7 gün içerisinde ihtarname çekerek, o satıştan vazgeçebilirsiniz. 7 gün geçerse, yine ihtarname çekebilirsiniz. Sözleşme ya da senet imzalasanız dahi, hiçbir uyarıcı işlem yapamazlar.

 

Şükran Eroğlu, 27 yıldır, İstanbul Barosu’na kayıtlı bir avukat olarak mesleğini sürdürüyor. Uzun yıllardır Kadın Hakları ve Tüketici Hakları alanında mücadele etti. 30 Mayıs 2010 yılında TÜKODER’in Genel Başkanı seçildi. Daha öncesinde, İstanbul Barosu’nda Tüketici Hakları ve Rekabet Hukuku Merkezi Başkanlığı yaptı. Onun öncesinde de, uzun yıllar TÜKODER Merkez Yönetim Kurulları’nda çalıştı. Halen de Beşiktaş Tüketici Sorunları Hakem Heyeti ve İl Tüketici Sorunları Hakem Heyeti Baro Temsilcisi. 1992’den beri Tüketici Hareketinin içerisinde bulunuyor. Ondan daha evvelinde ise de, Kadın Hakları Hareketi içerisinde çalıştı.

Benzer Haberler:

Yorumlar

Yorum


Hit Counter provided by Acrylic Display