Tüketici Dostu Dergisi|Perşembe, Aralık 14, 2017
Buradasınız Home » Ekonomi » Başbakan Erdoğan: “Artık fırın satmayacağım, fırın üreteceğim’ ve ‘Fırın ihraç edeceğim’ diyen iş adamı, hesapları altüst etti.”
  • Bizi takip edin !

Başbakan Erdoğan: “Artık fırın satmayacağım, fırın üreteceğim’ ve ‘Fırın ihraç edeceğim’ diyen iş adamı, hesapları altüst etti.” 

1335615998_10

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, 28 Şubat’ın, MÜSİAD’a, MÜSİAD’ın üyelerine karşı, o üyeler gibi nice başarılı iş adamının kolunu kanadını kırmak için yapılmış bir müdahale olduğunu belirterek, ”Gençler bunları tekrar yaşamasın diye, çocuklar böyle bir Türkiye’de yaşamasın diye, bizim bu süreçleri çok güçlü şekilde, cesaretle, kararlılıkla sorgulamamız, hakkımızı aramamız, o günlerin de hesabını, hukuk yoluyla sormamız gerekiyor ’İntikam’ ve ’Cadı avı’ söylemleriyle konuyu saptıranlara aldırmadan biz 28 Şubat’ı da, 12 Eylül’ü de, 27 Mayıs’ı da sorgulayacak, tarihin bu karanlık dönemlerini inşallah hep birlikte aydınlatacağız” dedi.

Başbakan Erdoğan, Müstakil Sanayici ve İşadamları Derneği’nin (MÜSİAD) Haliç Kongre Merkezi’nde düzenlenen 21. Olağan Genel Kurulu’nda yaptığı konuşmada, 2011 yılında, Türkiye ekonomisinin yüzde 8,5 gibi çok yüksek bir büyüme oranı kaydettiğini, Türkiye’nin Çin’den sonra dünyanın en hızlı büyüyen ekonomisi olduğunu dile getirerek, bu başarının kazanılmasına, Türkiye’yi bu seviyelere ulaştırmasına, bu yüksek büyüme oranına katkı sağladıkları için MÜSİAD’a ve üyelerine şahsı, ülkesi ve milleti adına teşekkür ettiğini söyledi.

MÜSİAD’ın, kurulduğu günden itibaren Türkiye’nin demokratikleşmesinde, sivilleşmesinde, hak ve özgürlüklerin, demokratik standartların ilerletilmesinde her zaman dik, onurlu, ilkeli bir duruş sergilediğini vurgulayan Erdoğan, MÜSİAD ve üyelerine, özgürlüğün, hakkın ve hukukun yanında sarsılmadan durdukları için yine şükranlarını sunduğunu kaydetti.

Erdoğan, yine MÜSİAD, 30 Mart’ta çıkarmış oldukları kademeli eğitim sistemine, yaptıkları eğitim reformuna da en başından itibaren çok güçlü bir şekilde destek verdiğini aktararak, kesintisiz eğitimin acısını yaşamış, zararını görmüş; bundan dolayı da kademeli eğitim reformunu var gücüyle destekleyen, bu reforma sahip çıkan tüm MÜSİAD camiasına da yine bu vesileyle teşekkür ettiğini belirtti.

-”Biz 75 milyonun hükümetiyiz’-
”Biz, 75 milyonun hükümetiyiz. Bu hükümet, sadece kendisine oy verenlerin değil, 75 milyon Türkiye Cumhuriyeti vatandaşının hükümetidir” diyen Erdoğan, bu ülkenin fertleri arasında ayrım yapmadıkları gibi bu ülkenin kurumları, sivil toplum örgütleri, dernekleri ve vakıfları arasında da asla ve asla bir ayrıma gitmediklerini vurguladı.

Erdoğan, hiçbir sivil toplum örgütünü, hiçbir dernek ve vakfı, diğerlerinden ayrı tutmadıklarını ve aralarında asla bir ayrımcılık yapmadıklarını ifade ederek, ancak sivil toplum örgütlerinin, dernek ve vakıfların, demokratikleşme noktasında, milletin talepleri ve tercihleri noktasında ortaya koydukları tavrı milletin ve milletle birlikte kendilerinin de çok yakından izlediklerine dikkati çekti.

MÜSİAD’ın her zaman milletin yanında olduğunu, milli iradenin ve demokratikleşmenin tarafında yer aldığını, MÜSİAD’ın statükonun değil, sırtını devlete dayamış sermayenin değil, her zaman milletin tarafında olduğunu dile getiren Erdoğan, MÜSİAD’ın 34 şubesi, 8 temsilciliğiyle, 6 bine yakın üyesiyle milletin örgütü olduğu kadar, 46 farklı ülkedeki 119 irtibat noktasıyla, 17 milyar dolarlık ihracatıyla, Türkiye’nin aynı zamanda dünyaya açılan penceresi olduğunu belirtti.

Başbakan Erdoğan, ”MÜSİAD’a, Türk Bayrağının asaletini tüm dünyada onurla ve şerefle dalgalandırdığı için de ayrıca teşekkür ediyor, ayrıca şükranlarımı iletiyorum. Ben, MÜSİAD’ın bu seviyelere nasıl geldiğini, nasıl ulaştığını çok iyi biliyorum” şeklinde konuştu.

MÜSİAD’ın, bugünlere gelene kadar, hangi çileleri çektiğini, hangi badireleri atlattığını, hangi engelleri aştığını, yıldırmalara, baskılara nasıl göğüs gerdiğini çok ama çok iyi bildiğini vurgulayan Erdoğan, statükocuların ve sırtını devlete dayayan sermaye çevrelerinin, Anadolu’nun genç, dinamik, cevval iş adamlarını, sadece ve sadece bayi olarak görmek istediklerini kaydetti.

Erdoğan, onların buzdolabı, çamaşır makinesi, fırın, otomobil satan, tüp gaz bayiliği yapan iş adamlarından, esnaftan asla rahatsızlık duymadıklarına işaret ederek, konuşmasını şöyle sürdürdü: ”Ama ne zamanki, Anadolu sermayesi gücünü birleştirdi, Anadolu sermayesi heyecanını, coşkusunu, ideallerini hayata geçirdi, işte o zaman Anadolu’nun aslanlarından, Anadolu’nun kaplanlarından korkmaya başladılar. ’Ben artık fırın satmayacağım, ben fırın üreteceğim’ diyen, ’Ben fırın ihraç edeceğim’ diyen iş adamı, hesapları altüst etti. ’Ben Kayseri’ye, Çorum’a, Konya’ya, Denizli’ye, Gaziantep’e hapsolmayacağım, ben New York’a, Sidney’e, Pekin’e, Bişkek’e, Paris’e, Londra’ya açılacağım’ diyen Anadolulu iş adamı, bütün pazarları bozdu. Hiç kimse kusura bakmasın: 28 Şubat, aynı zamanda Anadolu’nun işte bu başarılı iş adamlarına karşı yapılmış bir müdahaledir. 28 Şubat, MÜSİAD’a, MÜSİAD’ın üyelerine karşı, o üyeler gibi nice başarılı iş adamının kolunu kanadını kırmak için yapılmış bir müdahaledir. ’Şu markayı almayacaksınız’, ’şu markayı şuraya sokmayacaksınız’… bunlar yaşandı” Siyasetçiler olarak kendilerinin müdahalelerin siyasi yönüyle, sosyal yönüyle daha fazla ilgili olduklarını kaydeden Erdoğan, müdahalelerin ekonomik gerekçeleri ve ekonomik sonuçlarının, en az siyasi sonuçlar kadar, en az sosyal sonuçlar kadar önemli olduğunu ve bunların artık tartışılmak zorunda olduğunu bildirdi.

Başbakan Erdoğan, şöyle devam etti: ”Bugüne kadar, müdahalelerden, kimler, hangi rantı sağlamıştır? Müdahaleler kimlerin ekmeğine yağ sürmüştür? Müdahaleler, kimlerin önünü kesmiş, kimlerin ocağını söndürmüş, kimlerin kepengini kapatmış, kimleri de palazlandırmıştır? Bütün bunların artık Türkiye’de sorgulanması gerekiyor. MÜSİAD, 28 Şubat’ın hedeflerinden biri olurken, başka birileri neden 28 Şubat’a aleni destek verdi? O malum 5’li çete, 28 Şubat sürecinde nasıl oldu da, hangi gerekçeyle askeri müdahaleye çanak tuttu, askeri müdahalenin parçası haline geldi? Her konuda söz söyleyenler, her konuda siyaseti baskı altına almak isteyenler, nasıl oldu da, 28 Şubat’ta, 27 Nisan’da çıtlarını dahi çıkarmadılar?” 1997 yılında, MÜSİAD’ın üye sayısı 2 bin 825 iken 2002 yılına gelindiğinde, üye sayısının 1800’e gerilediğini anlatan Erdoğan, ”Neden? Çünkü cadı avı yaşanıyor. ’Ben MÜSİAD üyesi olursam yandım’ diyor ve o nedenle kendileri istifa etti. Cadı avı mağdurları görmek isteyenler, 28 Şubat sürecine baksınlar, MÜSİAD’a baksınlar, MÜSİAD gibi Anadolu’nun, Trakya’nın, kendi yağıyla kavrulan iş adamlarına baksınlar” şeklinde konuştu.

Bu iş adamlarının ”Yeşil sermaye”, ”İrticacı sermaye” denilerek etiketlendiğini ve yaftalandığını dile getiren Başbakan Erdoğan, o dönemde bu şirketleri, kamu ihalelerine, özelleştirme ihalelerine almadıklarını, kamu ve özel sektör bankalarından kredi kullanmalarını engellediklerini söyledi.

Erdoğan, belli şirketlere, belli firmalara, keyfice vergi cezası, keyfice sigorta cezası kesildiğini, teşviklerin, keyfi bir şekilde iptal edildiğini kaydederek, konuşmasını şöyle sürdürdü: ”O kadar ki, şirketler, firmalar, ürünleri özellikle kara listeye alındı. Gazetelerde çarşaf çarşaf firma listeleri yayınlandı. Belli ürünlerin belli marketlere girmesi, belli yerlerde satılması yasaklandı. İzmir’de, bir kebapçıyı, köfte satan masum bir vatandaşı listeye aldılar, firmanın ismini gazetede yayımladılar ve bu vatandaşın ekmeğiyle oynadılar. Anadolu’da bunlar yaşanırken, her ne hikmetse, İstanbul’da büyük firmaların yönetimlerinde ekonominin e’sini bilmeyen enteresan isimler, enteresan emekli vatandaşlar görev aldılar. İşte bütün bunlar olurken, bütün bunlar yaşanırken, Anadolu’nun her karışında cadı avı yapılırken, siyasetin merkezi Ankara sustuğu kadar, iş dünyasının merkezi İstanbul da maalesef susmuştur. Bugün eğitim meselesinde statükoyu savunanlar, eğitim meselesinde kaplan kesilenler, bugün demokrasiyi hatırlayanlar, 28 Şubat’ta maalesef suspus olmuş, ellerini ovuşturmuştur. Türkiye’nin bu acı manzarayı, bu acı tabloyu tekrar yaşamaması için, işte bizim cesaretle bunları sorgulamamız gerekiyor. Gençler bunları tekrar yaşamasın diye, çocuklar böyle bir Türkiye’de yaşamasın diye, bizim bu süreçleri çok güçlü şekilde, cesaretle, kararlılıkla sorgulamamız, hakkımızı aramamız, o günlerin de hesabını, hukuk yoluyla sormamız gerekiyor. ’İntikam’ ve ’Cadı avı’ söylemleriyle konuyu saptıranlara aldırmadan biz 28 Şubat’ı da, 12 Eylül’ü de, 27 Mayıs’ı da sorgulayacak, tarihin bu karanlık dönemlerini inşallah hep birlikte aydınlatacağız. İşte onun için parlamentoda Darbeleri Araştırma Komisyonu’nu hamdolsun kurduk.”
CHP DİK DURSAYDI
Erdoğan, ”27 Mayıs müdahalesi karşısında CHP dik dursaydı, milletin nezdindeki yeri bugün çok farklı olurdu. 28 Şubat karşısında, 27 Nisan bildirisi karşısında CHP dik durabilseydi, bugün millet nezdinde itibarı çok farklı olurdu. Ama hiçbir zaman dik durmadılar; müdahaleler karşısında eğildiler, müdahalelere alkış tuttular ve işte onun için de milletim bunlara tek başına iktidar vermedi ve ben inanıyorum milletime hiçbir zaman da vermeyecek” dedi.

Erdoğan, Müstakil Sanayici ve İşadamları Derneği’nin Haliç Kongre Merkezi’nde düzenlenen 21. Olağan Genel Kurulu’nda yaptığı konuşmada CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun, 28 Şubat’la ilgili yargının ilk tasarrufunda, ”intikam” kelimesini telaffuz ettiğini, ardından, kamuoyundan, kendi tabanından gelen tepkiyle çark ettiğini ve ”Ben darbelere karşıyım” dediğini ifade ederek, sözlerine şöyle sürdürdü: ”Yargının son tasarrufları karşısında, yeniden çark etti, yeniden ’intikam’ dedi, ’Cadı avı’ dedi. Neden? Çünkü diyeti var, 28 Şubatçılara borcu var, 28 Şubat’ta kendisini SSK koltuğuna yeniden oturtanlara karşı diyet borcu var. 15 yıl önce 28 Şubat’ı yapanlar, bugün en azından yaptıklarının arkasında durmak gibi bir tutarlı duruş içindeler. Ama 28 Şubat’ın bürokratı, bugün de CHP’nin Genel Başkanı olan zat, bırakınız 15 yılı, 15 gün içinde tam 3 kez çark etme becerisini göstermiştir. Biliyorsunuz, televizyon kanallarında, ekranın altından borsa verileri, ekonomik veriler akar ve onlar saniye saniye güncellenir. Böyle giderse, CHP Genel Başkanı’nın o anki duruşunu, tavrını gösteren veri bantları yayınlanmaya başlanacak. CHP Genel Başkanı şu an demokrat, şimdi darbesever, şu anda Ergenekon’un avukatı, şimdi Anayasa Mahkemesi’ne gidiyor, şu saatte başörtüsünü savunuyor, şu saatte katsayı uygulamasının değiştirilmesini destekliyor. Çıkıyor, ’28 Şubat müdahalesi, 27 Nisan bildirisi AK Parti’yi güçlendirmiştir, AK Parti’nin işine gelmiştir’ diyor… Zulüm karşısında, onurunuzla, şerefinizle dik durursanız, kaybetmezsiniz, kazanırsınız. Onlar, işte bunu hiçbir zaman anlamadı ve anlamayacak.

27 Mayıs müdahalesi karşısında CHP dik dursaydı, milletin nezdindeki yeri bugün çok farklı olurdu. 28 Şubat karşısında, 27 Nisan bildirisi karşısında CHP dik durabilseydi, bugün millet nezdinde itibarı çok farklı olurdu. Ama hiçbir zaman dik durmadılar; müdahaleler karşısında eğildiler, müdahalelere alkış tuttular ve işte onun için de milletim bunlara tek başına iktidar vermedi ve ben inanıyorum milletime hiçbir zaman da vermeyecek. 27 Mayıs’ta bunu anlamadılar, bugün de bunu anlamış değiller. 27 Mayıs’ta nasıl ikircikli bir tutum sergiledilerse, işte bugün de, bir milim sapma göstermeden aynı ikircikli, aynı samimiyetsiz tavrı sergiliyorlar. Çünkü bunların zihniyetleri hiç değişmedi. Gen aynı gen. Dünyada genlerle oynuyorlar, bir de bunların genleri ile oynasalar… Çok şey değişir.” Erdoğan, ”28 Şubat sürecinde, bizim de sizlerin de neler yaşadığını bir biz biliyoruz, bir de Allah biliyor. Eğer bunu yapanlar, bunun mimarları, bunun mühendisleri, bunun kuklaları, piyonları deşifre olmazsa, eğer bunlardan hesap sorulmazsa, aynı felaketi biliniz ki çocuklarımız da yaşayacaktır, torunlarımız da yaşayacaktır” dedi.

Erdoğan, Müstakil Sanayici ve İşadamları Derneği’nin (MÜSİAD) 21. Olağan Genel Kurulu Toplantısı’nda yaptığı konuşmada, son günlerde Cumhuriyet Halk Partisi’nin tarihine ilişkin son derece önemli belgeler, Dersim katliamıyla ilgili, Kürt meselesine ilişkin belgeler açıkladıklarını belirtti.

Kitapların yasaklanması, camilerin satılması, kapatılması, ahır haline getirilmesiyle ilgili belgeler açıkladıklarını hatırlatan Erdoğan, ”Biz, CHP’nin tarihini gündem oluşturmak, gündemi başka yerlere çekmek için değil, değişmeyen, bugün de varlığını idame ettiren bir zihniyeti deşifre etmek amacıyla gündeme getiriyoruz. Çünkü bugün yaşayan kuşak, aslında bu tarihi büyük ölçüde bilmiyor. Bunun bilinmesi lazım” şeklinde konuştu.

-28 Şubat süreci…-
Konuşmasında 28 Şubat sürecine işaret eden Erdoğan, sözlerini şöyle sürdürdü: ”28 Şubat sürecinde, bizim de sizlerin de neler yaşadığını bir biz biliyoruz, bir de Allah biliyor. Eğer bunu yapanlar, bunun mimarları, bunun mühendisleri, bunun kuklaları, piyonları deşifre olmazsa, eğer bunlardan hesap sorulmazsa, aynı felaketi biliniz ki çocuklarımız da yaşayacaktır, torunlarımız da yaşayacaktır. Eğer, 28 Şubat sürecinde, emirle, talimatla yazı yazanlar, psikolojik operasyonlara ruhlarını satanlar deşifre olmazsa, biliniz ki ilk fırsatta bunlar bu ülkenin aydınlık geleceğini yeniden karartmak isteyecektir. İşte onun için dik durduk, ama dikleşmedik. Ve dik duruyoruz, dik duracağız. Allah’ın izniyle eğilmeyecek, bükülmeyecek, çocuklarımızın yakamıza yapışıp, ’bize böyle bir Türkiye mi miras bıraktınız?’ demesine asla mahal vermeyeceğiz.”
-”Kürt meselesinin temelinde tek parti CHP yönetimi vardır”-
Bugün Türkiye’nin hangi kronik meselesine bakarsanız, altında 1940’lı yılların baskıcı rejiminin görüldüğünü ifade eden Erdoğan, şöyle konuştu: ”Kürt meselesinin temelinde tek parti CHP yönetimi vardır. Azınlıklar meselesinin temelinde, tek parti CHP yönetimi vardır. Sivilleşme, özgürleşme, demokratikleşme meselelerinin temelinde tek parti CHP yönetimi vardır. Dine, inanca, inanç özgürlüğüne yönelik kısıtlamaların altında aynı şekilde bir CHP zihniyeti vardır. Ekonomik meselelerin temelinde de işte o zihniyetin etkisi vardır. Bu zihniyetle hesaplaşılmadığı, bu zihniyetle yüzleşilmediği sürece Türkiye kronik meselelerini çözemez.”
-”Bu zihniyeti her fırsatta hatırlatmak millete borcumuzdur”-

Bugün hala 27 Mayıs’ın ilerici bir darbe olduğunu savunanların, hala Dersim katliamını savunanların, kitap yasaklamalarını meşrulaştırmaya çalışan, camilerin kapatılmasını, satılmasını inkar eden, bu gerçeği sulandırmaya çalışan bir zihniyetin var olduğunu söyleyen Erdoğan, şunları kaydetti:

”Devasa o muhteşem Sultanahmet Camii’ni 6 yıl kapatan zihniyeti biz anlatmayacak mıyız? Her milletin gururlandığı, övündüğü abide eserler vardır. Kaldı ki bunlar, bizim aynı zamanda dinimizin gereği olan ibadetlerimizi toplum olarak bir arada yerine getirdiğimiz o muhteşem eserler… Tıpkı 1940’larda olduğu gibi, tıpkı 28 Şubat sürecinde olduğu gibi bugün de devşirme, sahte ve sahtekar din adamlarıyla toplum ve inanç mühendisliği yapmaya çalışan bir zihniyet var. Özellikle Güneydoğu’da… Herhalde ne demek istediğimi anladınız.

Bugün hala, başörtüsü yasağını savunan, katsayı uygulamasını savunan, kesintisiz eğitime karşı çıkıp bunu Anayasa Mahkemesi’ne götüren, yasakçı, baskıcı, inanç düşmanı bir zihniyet var. Bu zihniyeti deşifre etmek, bizim boynumuzun borcudur. Bu zihniyeti milletimize, genç nesillere her fırsatta hatırlatmak, bizim millete borcumuzdur. Bir tarafta cuma namazı kılınıyor. Orada bir tane cambaz çıkmış, din adamlığı yapıyor. O da orada cuma kıldırıyor. İşte burada kılınıyor. Cuma, adı üzerinde birleşmektir. Sen halkı bölmek için orada ikinci bir cemaat oluşturuyorsun. Bunları deşifre etmeyelim mi? ’O devletin imamıymış’. O? ’Biz, diyor Kürtlerin imamıyız.’ Bizim dinimizde Türk, Kürt, Laz, Çerkez, Abhaza var mı?”

Benzer Haberler:

Yorumlar

Yorum


Hit Counter provided by Acrylic Display