Tüketici Dostu Dergisi|Perşembe, Aralık 14, 2017
Buradasınız Home » Röportajlar » Konuk » NURİ ALÇO
  • Bizi takip edin !

NURİ ALÇO 

DSC_0430

NURİ ALÇO: “Türk sineması artık çoluk çocuğun eline kaldı”

 

Sanat yaşamınızda yaşadığınız süreç ve vardığınız konum hakkında neler söylemek istersiniz?

Şu anda bulunduğum konumdan son derece memnunum.  Bir oyuncunun hedefi hiçbir zaman tam değildir. Daha ileriye gitmek, daha iyi ve daha değişik rollerde oynamak biz oyuncuların tabii hakkıdır. Bugün Türkiye’de emekliliği olmayan tek sanat dalı aktörlüktür… Bugün genç delikanlı, yarın baba, öbür gün dede rolünü oynarsın. İnşallah ölünceye kadar, mesleğimizde var olabildiğimiz sürece çalışacağız

Gündemdeki projeleriniz neler?

Şu anda 2-3 sinema projesi için teklifler var. Kendime ait ‘Nuri Alço Parfümlerini çıkardım. Dizi teklifleri de var. Önemli olan iyi bir proje yakalamak… Şu anda kendimin düşündüğü ve yapacağım bir projem var. Şu anda, üniversite talebelerinin hayatını yazdırıyorum; 5 bölümü yazıldı. Onların hayatlarını ve yaşadıklarını çekeceğiz. Kendi memleketim Eskişehir’de çekeceğim. Çektiğim her filmde muhakkak bir mesaj vardır. Tüm çalışmalarımda hep akılda kalıcı mesajlar verdiğimize inanıyorum.

Televizyon programı gerçekleştirmeyi düşünüyor musunuz?

Televizyon programı teklifleri var. Fakat seçici olmak lazım. Devamlılığı gerektiriyor. Şu anda üç kanal ile görüşmeler devam ediyor.

 

“Şimdiki yeni nesil maalesef çok dejenere olmuş, çok laçkalaşmış ve gerçekten hiç örnek olmayan kişilikleri var.”

 

Film piyasasının, şu andaki durumu hakkındaki düşünceleriniz neler?

Kötü göz ile de bakmıyorum. Sinemayı sevdiğimiz için hep iyi projeler olsun istiyoruz ama yeni nesilde çok kopukluklar var. Yeni neslin yaşantıları çok enteresan. Bayram programlarını, kanalları magazin programlarını izlediğimde, bütün dizilerde olan sanatçıların birbirleri ile aşk yaşadığını gördüm. Her şey vıcık vıcık olmuş, iç içe olmuşlar. Hiçbirisi işlerini iş olarak yapmıyor.

Şimdiki yeni nesil maalesef çok dejenere olmuş, çok laçkalaşmış ve gerçekten hiç örnek olmayan kişilikleri var. Bunlar birdenbire fazla para kazanmanın ve gündeme gelmenin sonuçları. İnsanlar sinemadaki rolleri ve oyunculukları ile gündeme gelmeliler. Her hafta sevgili değiştirmeleri, aşk yaşamaları, el ele dolaşmaları kaçmaları; basına karşı yaptıkları hareketler çok yanlış. Bu tarz kişileri tasvip etmiyorum. Kalıcı olacaklarını da düşünmüyorum. Gerçek sanatçı, aktör ve aktris olmak istiyorlarsa yaşantılarına ve özel hareketlerine çok dikkat etmeleri lazım.

Günümüzde oyuncular, ne kadar basına ve televizyona çıkıyorlarsa, gündem yarattıkları için işe alınıyorlar. Yok böyle bir şey… Hepsini, oynadıkları roller içerisinde görüyoruz: “Mimiklerini, hareketlerini, kavga sahnelerini, ata binmelerini, adam vurma sahnelerini, adam vururken gözlerini kapatmalarını, silah çekmelerini…” Çok hatalı oyunculuklar var. Genç yönetmenler de nedense, kendi nesillerinden oldukları için, o oyuncularla çalışıyorlar. Fakat Yeşilçam’ın gerçek oyuncularını da aldıkları zaman işin içine ciddiyet giriyor. Yeni nesil inşallah düzelir.

Beğendiğim ve gelişme gösteren oyuncular da var. Örneğin Kenan İmirzalıoğlu çok beyefendi, ve kendisini taşımasını bilen güzel bir insan. Örneğin; Murat Han da iyi bir oyuncu… Bunlar disiplinli, kendini işine veren, çalışan ve işleri ile gündeme gelen kişiler.

Bizim zamanımızda Türkan Şoray, Hülya Koçyiğit, Fatma Girik ve Hülya Avşar gibi tüm sanatçıların belirli bir yaşantıları ve gizli yaşantıları vardı. Dışarıdaki hal, tavır ve hareketleri hep gizlilik içerisinde idi ve dikkat edilirdi.

Bir aktör, 2-3 defa sevgilisi ile alkollü şekilde aşk haberleri ile magazine çıktığında, hiçbir yapımcı ve prodüktör, o aktöre iş vermezdi. İlk önce kendi şahsiyetine, yaşantına ve hareketlerine dikkat edeceksin.

Sanat yaşamınızda pişmanlık duyduğunuz ve çok kızdığınız bir durum oluştu ise, anlatır mısınız?

Çok fazla anım var. O zamanlarda filmler tek kamera ve negatifler ile çekilirdi. Bir sinema filmi, her şeyi ile sadece film setlerinde çalışılırdı. Fakat şu anda işin içine bilgisayar girdi. 4-5 kamera ile çalışma var. Yönetmeni film çekim setlerinde göremiyorsunuz ve arıyorsunuz… Vizörün başına geçilen, oyunların tek ekrandan seyredildiği bir yönetmenlik düzenine geçildi şu anda… Onun için her oyuncu, rolünü kendisi hazırlıyor ve oynuyor. Oyun gösterme yok artık.

Öncesinde, bizde negatif sistemi olduğu için, negatif bittiği zaman bulmakta zorlanılıyordu. 30-35 kutu ile yurtdışından negatifler gelirdi. Bu adetler ile sinema filmi bitiren yönetmen çok iyidir. O zamanlar bir yönetmen ne kadar az negatif ile filmi çekiyorsa, yapımcılar o yönetmeni tutuyor ve tercih ediyordu. Yönetmenler sahneleri tekrardan çekmeye kaçındıkları için gerçek oyuncular ile çalışmayı tercih ediyorlardı ve bizleri alıyorlardı. Zamandan ve negatiften kazanıyorlardı ve iyi oyun sergileniyordu.

Fakat maalesef şimdi öyle değil. Bir sahneyi 6-7 defa değişik pozisyonlardan çekiyorlar ve montajlarında biri tutmuyorsa, bir diğeri tutuyor. Eskiden, “Oyuncu ne tarafa baktı, ne tarafa konuştu, ters tarafa mı konuştu” gibi durumlarda çok zorluklar çekiliyordu. Şimdi o teknik var. Bilgisayar sistemi de var. Patlama, çatlama, bomba ve ateş etme gibi sahnelerin hepsi bilgisayardan yönetiliyor. Artık bir zorluk yok. Fakat eski film setlerinin, Yeşilçam’ın hiçbir tadını bulamıyoruz artık.

 

“Yeşilçam’ın eski oyuncuların hepsi birer stardır. Şimdiki nesilde böyle bir star devri yok.”

 

Günümüz aşklarını nasıl tanımlıyorsunuz?

Şimdiki nesil her hafta arkadaşlarını değiştiriyor. Her şey çok bozuk. Sinemaya sahip çıkılması lazım. Yeni yapımcılar, yeni prodüktörler ve yeni yönetmenlere ihtiyaç var. Yönetmenlerin gece yaşantısı olan oyuncu arkadaşlara çok dikkat etmeleri gerekiyor. Evleniyorlar,  ayrılıyorlar. Çocukları ortada kalıyor. Her hafta biri ile olunuyor, eve girerken yakalanılıyor. Bunlar hiç hoş değil, çok çirkin şeyler.. Kendilerine ve kişilere saygıları kalmıyor. Bizler duyuyoruz, başkaları da duyuyordur. Bizim zamanımızda starlık devri vardı. Yeşilçamın eski oyuncuların hepsi birer stardır. Şimdiki nesilde böyle bir star devri yok. Oyuncuları oynadıkları rollerdeki isimleri ile tanıyoruz artık. Gerçek isimleri ile hiç kimse tanımıyor. Onun için de yaşantılarına dikkat etmeleri gerekir.

“Bir gün mutlaka yapacağım!” dediğiniz bir şey var mı?

Bugüne ve bu yaşıma kadar çok şeyler yaptım. Bugün halen ortada ‘gazoz’ meselesi dolaşıyor. Kumarhaneler ve mafya basılıyor; Nuri Alço usulü şeklinde başlık atıyorlar. Bunlar bir taraftan çok acı ama diğer yandan da muhakkak tatlı. Çünkü bir zamanlar o rolleri oynayarak mesajlar vermişiz. Hayatta olabilecek şeyleri göstermişiz. Çekilen filmlerin hepsi hayattan alınan hikayelerden oluşuyor. Gündeme gelmek için bazı kişiler isimlerimizi bol bol kullanıyor Kullansınlar hiç önemli değil. Fakat benimki gibi, hep kötüyü oynamış bir karakter oyuncusunun bu kadar sevilmesi çok önemli ve hiçbir aktörün beni geçeceğini zannetmiyorum. Çok fark yarattığımı biliyorum. Her zaman sağlamız. İnşallah birçok filmlerde oynayacağıma da inanıyorum.

Kendinizi ne zaman, nasıl ve hangi şekilde ödüllendirirsiniz?

Kendimi ödüllendirmeme gerek yok. Oynadığım roller sayesinde zaten halk tarafından ödüllendiriliyorum. Bu da bana zevk ve şevk veriyor. Bugün hangi festivale gidersem gideyim, oradaki alkış seviyesini, oradaki stadyumun yıkıldığını ve saatlerce alkışların bitmediğini görüyorum. Bunların hepsi bana verilmiş mukafat ve çok onur verici… Onların yerini ne para, ne de pul; hiçbir şey tutmaz.

 

“Sanat camiasından, ailesine bağlı, iyi bir aileden bir kız olursa, muhakkak evlenmek güzel birşey olur. Neden olmasın?”

 

Hiç evlenmediniz ve çocuğunuz yok. Pişmanlık duyuyor musunuz?

Pişmanlık duymuyorum. Yeni nesile baktığım zaman; sanatçı arkadaşlarım hepsi evlenip ayrılmış ve ortada kalan çocuklar var. Aslan gibi çocukları olmasına rağmen, maalesef parayı bulunca eşler birbirlerini bırakıyorlar. Acısını da çocuklar çekiyor. Sanat camiasından, ailesine bağlı, iyi bir aileden bir kız olursa, muhakkak evlenmek güzel bir şey olur. Neden olmasın? Fakat mühim olan layık birinin olması. Çocuğumun anası ile ayrı kalmak istemem hiçbir zaman. Tek kişi, hem analık ve hem de babalık yapamaz. İkisi aynı anda olamaz. Annenin verdiğini baba veremez, babanın verdiğini de anne veremez. Eşler ayrı olduğu zaman çocuk arayış içerisine giriyor. Arkadaşlarının içerisinde eziklik hissediyor. Örneğin çocuk karne aldığı zaman; anne ya da baba geldiğinde çocuk etrafına bakıyor. Herkesin annesinin ve babasının geldiğini görüyor.  O zaman da; “Niye sadece annem geldi?” ya da “Niye sadece babam geldi?” şeklinde sorguluyor. Bunlar gerçekten acı şeyler… Maalesef bizim gibi düşünen insanlar çok az. Şimdiki nesilde maalesef böyle şeyler göremiyoruz. Çok yazık… İstisnalar değişmez, fakat maalesef Türk sineması artık çoluk çocuğun eline kaldı.

Geçmiş ile karşılaştırıldığında, Türk Siyasetinin kaydettiği aşama hakkındaki düşünceleriniz neler?

Sinemanın içine hiçbir zaman siyaset girmez. Bana çok teklif geldi, çok ısrar edildi. Hiçbir zaman böyle bir şeye girmeyi düşünmedim. Siyasete girmesem, milletvekili olmasam bile, şu anda camiamızdaki arkadaşlarımız dostlarımızın ihtiyaçları var ise; Allah’a şükür her türlü işine ve yardımına koşan bir çevremiz var. Onlar sayesinde bir milletvekilinin yapamadığı şeyleri kendi aramızda yapıyoruz. Onun için benim siyaset ile hiçbir işim olmaz. Siyasete baktığım zaman, Hükümetin yaptığı şeyler ortada. Çalışmaları gayet güzel. Hiçbir şey söylemem.

Benim için önemli olan gördüklerimdir. Şu anda gündemde, PKK’nın durumu, Türkiye’nin durumu ve ölenler var. O sorun da hallolursa, Hükümete söylenecek hiçbir laf kalmayacaktır.

Gündemde Örneğin; Beyoğlu’ndaki masaların, koltukların ve sandalyelerin kaldırılma durumu var.

Dışarıda oturulması, halkın ve turistlerin gelmesi sokaklarda sandalyelerde oturmaları şirinlik kazandırdı. Eskiden Beyoğlu, tinerci ve şarapçı doluydu. Onlar ayıklandı ve Beyoğlu’na girmeleri engellendi. Bırakın müzik çalsın… Müziğin çalınmasına engel olmanın çok yanlış olduğunu düşünüyorum. Müzik olan yerde huysuzluk, terbiyesizlik olmaz. Beyoğlu’nun böyle bir tutumda olmasını kınıyorum. Gelir kaynağı da var. Her masadan 60-70TL para alınıyor. Bugün her mekan kapısının önüne 10 masa koysa, ayda 600-700TL para kazanılır. Belediyenin binlerce işçiden dünya geliri var. Masalar bedava konmuyor ve oturulan yerlerde alkol içilmiyor.

Sinemayı, Yeşilçam’ı ve Beyoğlu’nu öldürmemek gerek. Bu konuda Hükümetin yapısının biraz esnek olması ve Sanatçılarına sahip çıkması lazım.

Gel o zaman, Beyoğlu Yeşilçam Sokağı’nda, eski filmcilerin, rahmetlilerin resimlerini ve büstlerini yap. Sokakların köşelerine koy. Sokaklara isimlerini ver. Sen Beyoğlu Belediyesi isen, Yeşilçam sana ait, senin bölgen. Onu yaşat. Sokaklarda güzel şeyler yap. Ne kadar güzel olur… Turistler Yeşilçam diye geliyorlar. Bizleri buralarda görmek istiyorlar. Fakat masa ve sandalyeler kaldırılıyor. Sigara yasağı da var. Mekan içerisinde sigara içilemediğine göre, sigara içen herkes dışarıda olmak istiyor. Sinemayı, Yeşilçam’ı ve Beyoğlu’nu öldürmemek gerek. Bu konuda Hükümetin yapısının biraz esnek olması ve Sanatçılarına sahip çıkması lazım.

Bilhassa telif haklarımız, hiçbir Hükümet devrinde bu kadar gecikmedi. Bu kadar sporu ve sanatçıyı seven Başbakan; en ufak durumda yurtdışına yardıma giderken sanatçılarla gidiyorsa, Yeşilçam’daki sanatçılarına da sahip çıksın. Hiç olmazsa bir telif hakkı çıkarsın. Bu kadar filmimiz oynuyor. Bunlardan gelir kaynağımız olsun. Telif Hakkı’nın çıkarılması çok zor bir prosedür değil fakat yapılmadı.

Birçok sigortasız arkadaşımız var. Örneğin; 40 yıllık aktörüm; mesleğim var. 200 filmim olduğuna göre, benim sigortaya başlamış ve bitirmiş olmam gerekirdi. Emeklilik yok, bir şey yok. Benim gibi mağdur olan birçok arkadaşımız var. Üye olduğumuz dernekler var ama yetkileri yok. Oynadığımız filmler her gün televizyonda yayınlanıyor.

Sigorta Müfettişleri arasa, “Nerede Nuri Alço?” diyerek yapımcılara gitse, “Sigortası var mı?” dese, “Yok.” Çok enteresan durumlar… Çok fazla bu konulara girmemizin de anlamı yok. Bizim bundan sonra bir beklentimiz yok. Bundan sonra olacak arkadaşlara faydaları olacak. Bir Memleket ve Ülke varsa;  Sanatı, Sanatçısı ve Sporu ile gündem yaratarak Dünyaya seslenir. Bu yüzden sinema sanatçılarına sahip çıkılması gerektiğine de inanıyorum. Başbakan aydındır, bu işi gerçekten çok iyi bilir; yapabilir…

Benzer Haberler:

Yorumlar

Yorum


Hit Counter provided by Acrylic Display